27 Şubat 2011 Pazar

Sıfır 2011 Fiat Doblo Fiyatları - Fiyat Listesi

Kompost Hazırlanışı ve Yararları

Biyokimyasal olarak ayrışabilir çok çeşitli organik maddelerin organizmalar tarafından stabilize edilerek mineralize olmuş ürünlere verilen isim olan kompost, uygulandığı topraklarda yararlı organizmaların çoğalması ve fonksiyonlarını sürdürmesi, toprak yapısında iyileşme, toprağın mineral besin maddesi içeriğine katkı, toprağın havalanması ve nem tutma kapasitesinde artış, ve toprağa uygulanan mikro ve makro besin elementlerinden bitkinin daha iyi ve daha uzun sürelerde faydalanması gibi birçok yarar sağlamaktadır.

Kompostlaştırma uygulaması başlığı altında, çöp içerisindeki organik maddeler gözle görülmeyen mikroorganizmalar tarafından oksijen yardımı ile biyokimyasal yollarla ayrıştırılmaktadır. Yetiştirdiğimiz bitkiler için yapay gübreler kullanmak yerine, basit yöntemlerle kendi bahçenizde kompost gübreler hazırlamak mümkündür. Bitkilerimizin sağlığı için çok yararlı olan bu işlemi gerçekleştirmek için ihtiyacınız olan malzemelerin çoğu genellikle evimizde daha önceden bulundurduğumuz şeyler olması, kompost hazırlanmasını daha da kolay bir hale getiriyor.

Kompost hazırlamak için kullanılan malzemeler genel olarak iki sınıfa ayrılırlar. Azot içeriği fazla olan “yeşil malzemeler” arasında kesilmiş taze çim, taze sebze ve meyve kabukları ve artıkları, mutfak atıkları, yapraklar, ve taze çiftlik gübresi gelmektedir. Bunlara ek olarak “kahverengi malzemeler” karbon sağlayan kuru maddelerden oluşur. Dal parçaları, ağaç kabukları, talaş ve testere tozu, kuru yapraklar, gazete kağıdı ve saman gibi maddeler bu sınıfa aittirler. Bunların dışında kalan et ve süt ürünleri, hayvan dışkısı, yağ ve yağlı yiyecek atıkları, tıbbi atıklar, hastalık içeren zararlı bitki atıkları, ve üzerinde tohum olan yabancı otlar komposta kesinlikle konulmaması gereken malzemeler arasında yer alır.

Peki kompost nasıl yapılır? Kompostu oluşturmak için öncelikle bahçemizde bu iş için küçük bir alan ayırmamız gerekli. Belirlediğimiz alanda açacağımız tabanı toprak olan çukurun içerisine kat kat şeklinde konacak malzemelerin seçimine önem göstermeliyiz. Başarılı bir kompostun sırrı karbon/azot oranın dengelemekten geçer. Yukarda bahsettiğimiz yeşiller ve kahverengiler gruplarına ait malzemelerin karışımına ek olarak rutubet, hava, ve hacmin bir araya gelmesi ile oluşan kompost, daha az gübre kullanımına ve yumuşak ve su tutan gevşek bünyeli bir toprak elde etmemize yardımcı olur. Normalde çevreyi kirletecek olan atıklarımızı kompost yaparak değerlendirerek doğayı ve yaşadığımız çevreyi bunlardan korumuş oluruz.

Kompost hazırlanışında önemli olan çürümenin hızlı bir şekilde gerçekleşmesi için, kullanılan malzemenin boyutlarının küçük olması gerekmektedir. Kompostun oluşumunda gerekli olan nemi sağlamak için fıskiyeli hortum veya süzgeçli kova yardımı ile ıslanma gerçekleştirilebilir. Kompostlaşma havalı ortamda gerçekleştiği için hazırladığımız yığını ara sıra havalandırmak çürümeyi hızlandırır. Komposta ne kadar çok değişik kaynaktan malzeme girerse ürüne katkının fazlalaştığını ve besin içeriğinın arttığını aklımızda bulundurarak, elimizdeki son ürünun yetiştiricilik hedefimize uygun olmasına dikkat etmeliyiz.

Ülkemizde bahçe ve her türlü ekilebilir alanın yaygın olması nedeniyle kompost hazırlanması hem kolay, hem çevreye yararlı, hem de atıklarımızı iyi şekilde değerlendirdiğinden ve toprağın verimiliğini arttırdığından dolayı hesaplı bir işlemdir. Üzerinde hazırlandığı zeminin kolay havalanmasını ve zor işlenen toprakların kolay işlenmesini sağlayan bu uygulama, besin maddelerinin bitkilerce daha iyi kullanılmasını sağlamakla kalmayıp, toprağın su tutma kabiliyetini de artırarak kurak mevsimlerde tuzlanmayı önler. Bahsettiğmiz tüm bu nedenlerden dolayı doğaya dost ve verim arttırıcı olan kompostun, birçok gelişme ortamına alternatif ya da destek olabileceği kanıtlanmış ve özellikle kendi kendine yeterli verimliliği sağlayamayan bahçelerde faydalı olduğu görülmüştür. Peki ne bekliyorsunuz?

Çise Ünlüer (8 Kasım 2009)
ciseunluer@hotmail.com

Sıfır Ford Focus 2011 Fiyatları - Fiyat Listesi

Doğa ve Kadın: Ekofeminizm



Feminizm, kısaca tanımlamak gerekirse, toplumda erkeklere tanınan hakların aynı şekilde kadınlara da tanınmasını sağlamayı amaçlayan, sosyoloji, politik ve etik alanların bir araya gelmesiyle oluşan bir fikir akımdır. Feminist teorinin esas amaçları arasında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin doğasını ele alarak, cinsiyet politikaları ve iktidar ilişkilerinde kadın ve erkek arasındaki farkları anlamak gelir. Batı toplumlarında feminizm kavramı kadınlara oy hakkı verilmesi, iş yerlerinde daha eşit ücretlendirme, ve boşanma hakkının doğması gibi konularda büyük etki yaratmıştır.

Femizmin alt türleri arasında radikal, sosyalist, kültürel, ruhsal, ve postmodern gibi farklı alanları inceleyen yaklaşımlar gelmektedir. Bugün sizlere bu alt türlerden bir tanesi olan “ekofeminizm” kavramından bahsetmek istiyorum. Günümüzde, özellikle Batı toplumlarında kadınların ve doğanın üzerindeki baskı ve bunun doğurduğu ezilmişliği sorgulayan bir düşünce akımı olan ekofeminizm, 1970'li yılların sonlarında yeşil hareket ile feminist hareketin etkileşimi sonucunda ortaya çıkmıştır. Ekofeminizmin temel kavramı, doğa ve kadınların sömürülüşü arasında kurulan ilişki üzerinden hareket ederek, doğal çevredeki korkunç sorunların çözümlenmesi için bir feminist görüş açısının gerekliliğini savunur. Buna dayanarak, kadınlara uygulanan baskıların ve bu durumun getirisi olan sorunların çözümünün sağlanması için insanoğlunun doğa ile arasında olan ilişkinin sağlıklı olması büyük önem taşır.

Ekofeminizmin temel varsayımlarının ilki kadınların ezilmesi ve doğanın sömürülmesi arasında önemli bağlantıların olduğudur. Bu noktadan hareket ederek, kadınların yeşil hareket içinde aktif rol oynamalarının gerekliliği vurgulanmıştır. Ataerkil sistemde kadın doğaya (ve özel alana), erkek ise kültüre (ve kamusal alana) yakın görülür. Modern yaşam tarzında, doğa kültürden aşağı bir konumda tasavvur edildiği için, kadın da erkekten aşağı görülmektedir. Kadının doğayla özdeşleştirilmesinde çocuk doğurma ve büyütme görevleri önemli rol oynarken, ilk çağlarda avcılık yapan, savaşan ve boş zamanı daha çok olan erkeğin zamanla kültür tekelini oluşturduğu görülür.

Ataerkil sistem altında gelişen denge bozuklukları kadının emeğinin küçük görülmeye başlamasına neden olmakla kalmaz, tarımın gelişmesi, erkeğin, mülkiyetin oluşması ve köleliğin kurumsallaşmasıyla birlikte, tarlada sürdüğü hayvana ve ektiği toprağa ek olarak malı olarak gördüğü kadına hükmetmeye başlamasına neden olur. Ortaçağ zamanlarında, doğa ve kadının şeytanın temsilcisi olarak görülmeye başlamasıyla, cadı avlarına kurban giden kadınların sayılarında bir artış gözlenir.

Günümüzde nüfus artışı, doğal kaynakların tüketimi, kirlenme, ve devlet şiddetiyle birlikte küresel çöküşü yaşayan toplumlar içeririsinde mevcut sistemdeki bozuklukları düzeltmek ve daha adil bir yaklaşımı teşvik eden feminizm ve yeşil hareketler, eşitlikçi ve anti-hiyerarşik sistemleri savunurlar. Yeryüzünde temelli bir bilinç yaratmayı hedefleyen ekofeminizm de, emperyalizme, heteroseksüellik dayatmasına, militarizme ve kapitalizme karşı çıkarak farklı ezilme biçimleriyle de ilgilenir.

Ekofeminizm liberal, kültürel, sosyal, ve sosyalist ekofeminizm şeklinde dört ayrı gruba ayrılarak incelenebilir. Liberal feminizm yeni yasalar ve kurallar yoluyla mevcut hükümetlerin yapısı içinde insanla doğa arasındaki ilişkilerin reformcu görüş çerçevesinde düzeltilebileceği mesajını verirken, kültürel ekofeminizm ise mevcut ataerkil sistem içerisinde kadınları ve doğayı kurtaracak ortak alternatifler üzerine örneklendirmeler yapmaktadır. Sosyal ve sosyalist ekofeminizm, ataerkil ilişkilerin bir getirisi olarak erkeklerin kadınlara kurduğu baskı sistemini kapitalist sistemde yapılan üretim boyunca insanların doğayı ezmesine benzetir.

Farklı alanlara yönelseler de, bu akımların tümü insanlarla doğa arasındaki ilişkinin geliştirilip düzeltilmesini sağlamak amacıyla geliştirilmiştir. Doğanın ve kadınların kullanılacak bir kaynak olarak algılanması ve üzerlerine egemenlik kurulması gibi ortak noktaları vurgulayan ekofemninizm, özgürlük, sosyal adalet, ve eşitlik gibi kavramların gerçeğe dönüştürülmesi üzerinde girişimlerde bulunur. Batı toplumlarında kadınlar evlerinin endüstriyet atıklar, aşırı paketleme ve plastik malzemelerle kirletilmesi gibi sorunlarla yüzleşmek durumundayken, Üçüncü Dünya kadınları ise gıda ve yakacak eksikliğine ek olarak kirli sularla yaşamanın çaresizliği içerisindedir. Batı toplumu kadınları bu durum karşısında geriye kazanma sürecine önem göstererek tüketim alışkanlıklarını değiştirme yolunda ilerlerken, Üçüncü Dünya kadınları geleneksel yaşam biçimlerini koruyarak çokuluslu şirketlerin ülkelerinde neden olduğu ekolojik dengesizlik ile başa çıkmaya çalışmaktadırlar.

Kadınların doğurganlığı ve çoçuklarına kendi vücutlarından besin sağlayabilmeleri kadınları daha “oturaklı” bir hale sokmuş, ev yönetimi ve tüm aile için besin hazırlama gibi görevlere yöneltmiştir. Aynı zamanda, gelişmiş duyarlılık yeteneğinden dolayı kadınlar çocuklarının gelişimi ile yakından ilgilenerek bu süreçte çıkan sorunlara pratik çözümler getirmiştir. Erkeklerde bulunmayan bu özellikler, ekofeministlere göre kadınlar için bir güç kaynağı oluşturmaktadır.

Devletlerin ve büyük şirketlerin kapitalist sistemin bir parçası olarak “gelişme” başlığı altında doğayı paramparça ederek sömürmelerine karşı geliştirilen ekofeminizm, dünya çapında gelişmiş bir kadın hareketidir. İster Batı kültüründen ister gelişmekte olan Üçüncü Dünya ülkelerinden olsun, günümüzde kadınların kararlılıkları sayesinde elde ettikleri birçok başarı vardır. Çocuklarının gelişimleriyle yakından ilgilenen anneler, kendilerinin doğayla olan yakın ilişkilerinden yola çıkarak gezegenimizin sağlığı ve varlığının devamı için gözardı edilemeyecek yol katetmişler ve etmeye devam edeceklerdir.

Çise Ünlüer (22 Ağustos 2010)
ciseunluer@hotmail.com

2011 Ford Fiesta Fiyatları - Fiyat Listesi

Şeylerin Hikayesi

Alışverişteyken iki kere düşünmeden aldığımız şeylerin nereden geldiğini ve işimiz bitip de çöpe attığımızda hangi aşamalardan geçerek Dikmen veya diğer toplama alanlara gittiklerini hiç merak ettiniz mi? Ya da bu işlemlerin hayatımızın üzerindeki etkilerini?

Günlük hayatta kullandığımız “şeyler”, dünyanın her yerinde, kaynak edinimi, üretim, dağıtım, tüketim ve atıkların ortadan kaldırılması şeklinde tanımlanan 5 ayrı evreden geçer. Bunun tümüne materyal ekonomisi deniliyor. Ancak, her ne kadar düzenli ve herşey düşünülmüş gibi görünse de, bu sistemde birçok sorun var. Bu sorunların esas sebebi de bu sistemin çizgisel bir yapıda olması ve bizim sınırları olan bir gezegende yaşıyor olmamız. Sınırları olan bir gezegende çizgisel bir sistemi sonsuza kadar sürdürebilmek imkansız ve biz bunu daha yeni yeni anlıyoruz!

Orjinali İngilizce “Story of Stuff” olan “Şeylerin Hikayesi”, 2007 yılında Annie Leonard tarafından, tüm insanlığa üretim ve tüketim ekseninde hızlı ve etkili bir şekilde bilmemiz gereken gerçekleri eğlenceli ama bir o kadar da iğneleyici bir yöntemle anlatıyor. Ekolojik ve sosyal srounlar arasındaki ilişkiyi gözler önüne sererken bizleri daha adil ve sürdürülebilir bir dünya yaratmaya çağırıyor. Dünya ve ekonomiye ilginç bir yaklaşım sunan 20 dakikalık bu kısa film sayesinde, etrafımızdaki herşeye başka bir gözle ve değişik bir açıdan bakmamız sağlanıyor.

Hayatımızı sürdürmek için parçası olduğumuz sistem, her aşamada geçek dünyayla ve dolayısı ile toplumlar, kültürler, ekonomiler ve en de çok zarar verdiği doğa ile etkileşim halindedir. Her aşamasında büyük rol oynayan insanlar, sistem boyunca yaşarlar ve çalışırlar. Sisteme dahil olan bazı insanların diğerlerine göre daha fazla sözü geçtiği için, bu insanlar sistem boyunca verilen kararlarda daha fazla etkili olurlar. Bu “önemli” insanların en başında hükümetler gelir.

Normal koşullarda hepimiz, hükümetlerin, ait oldukları halkın değerlerini ve vizyonunu temsil ettiğini varsayarak, bu gücün, halkın yanında olması ve onu koruması gerektiğini düşünüyoruz. Hükümetlere ek olarak, sistem boyunca sözü geçen insan toplulukları arasında şirketler vardır. Yeryüzündeki en büyük 100 ekonominin 51’ini şirketlerin oluşturduğunu düşünürsek, şirketlerin hükümetler ve onların verdiği kararlar üzerindeki gücünü anlayabiliriz.

Günlük hayatımıza giren şeylerin hikayesi, kaynak edinimi, üretim, dağıtım, tüketim, ve atıkların ortadan kaldırılması şeklinde 5 kategoriye ayrılabilir. Önümüzdeki hafta, filmde geçen “kaynak edinimi” ve “üretim” konularına değinerek Şeylerin Hikayesi’ne bir giriş yapacak, etrafımızda olup bitenleri daha iyi anlamak için yeterli altyapıyı oluşturma yolunda ilk adımı atmış olacağız.


Çise Ünlüer (11 Nisan 2010)
ciseunluer@hotmail.com